Çok yönlü pazaryerleri

DÜNYANIN çeşitli ülkelerinde görülen çok yönlü pazaryerleri o ülkelerin hem kadim geleneğini yansıtıyor hem de zamanla birer ticaret müzesi görevi yapıyor. Bunların en ünlüleri bildiğimiz karakteristik açıkhava pazarları. Şimdi belli ürünlere indirgenmiş olanları varsa da bazılarının uluslararası ünü zaman faktörünü aşıyor, ticaret kültürü ve etiğinin de birer aynası haline geliyor.


Bizden tipik birkaç örnek vermek gerekir ise klasik anlamda pazaryeri olarak İzmir’in Tire ve Ödemiş ilçelerindeki ünlü açık pazaryerlerini gösterilebiliriz. Mevcut yerleşim nüfuslarını katbekat aşan bir kalabalığa sahne olan bu pazaryerleri bulundukları yerlerin ekonomik gücüne de büyük katkı sağlıyorlar.

Konuyu sadece ‘semt ya da ilçe pazarı’ olarak ele almak yanlış; anlatacaklarımız meyve ve sebzelerin satıldığı klasik pazaryerlerinden çok daha öteye kültürel alışkanlıkları yansıtan yerler, örneğin İzmir’in Çeşme Ilçesi’nde yer alan ‘Alaçatı Beldesi’nin sadece klasik meyve sebze pazarı değil, bizatihi bütünüyle kendisi, restoranları, kafeleri ve tüm dükkanlarıyla bugün de başlı başına ‘komple bir pazaryeri’ halinde. Haftanın belli bir gününde kurulan meyve sebze pazarı ise sadece bir ayrıntının devamından ibaret.

‘NEREDE O ESKİ İSTANBUL’

Belli bir yaşın üzerindekiler bilir; İstanbul’da ‘Çiçek Pasajı’ adının aksine bulundurduğu çeşit sayısıyla da ünlenmiş bir yerdi. Zaman geçip de benzerleri çoğalınca eski özelliğini yitirdi, işin aslına bakarsanız bugün kimliğini sıkı sıkıya koruyan eski İstanbul’daki ‘Kapalıçarşı’ ve ‘Mısır Çarşısı’ belki de geleneksel Türk kültürünün hala en dikkate değer birer yansıması gibi duruyor. Bu tip yerler dünyada da adeta birer kültür mirası gibidir.

Benzer özellikte çok yer var dünyada: Ispanya ve Portekiz’in pazaryeri kültürleri ise geleneksel alışkanlıklarının izdüşümünü en dikkat çekici biçimde yansıtıyor bugün. Kuzey Afrika ülkelerinden Fas’ın ünlü ‘Marakeş Pazarı’ bile müthiş denebilecek egzotikliği ve geçmişin yılan oynatıcıları yanında el sanatlarının sergilendiği başlı başına bir turistik merkez halinde şu sıralar.

Dolaysıyla dünyanın ünlü pazaryerleri o ülkelerin yalnız mazideki kültür zenginliğini değil, insanlarının sıcaklığını da gözler önüne seriyor. İtalya’daki ‘Sicilya’ ve ‘Sardunya’ pazaryerleri ile Fransa’daki ‘Marsilya’, ‘Nice’, ‘Cannes’ pazaryerleri bile ülkelerin kültür mirasını geleceğe sunarken Akdeniz insanının içten sıcaklığını da anlatıyor.

JAPONYA, UZAKDOĞU’NUN GÖZDESİ

Bugün Japonya’nın küçük büyük tüm kentlerinde de yine bu kadim gelenek kendi ulusal kültürlerinin izdüşümü olarak devam ediyor, yerli halkın yanısıra kapalı mekanlarda ve caddelerde binlerce turisti ağırlıyor. Bu tür yerler uluslararası alışveriş literatüründe ‘Old Markets’ olarak geçiyor. Çoğu, yalnızca haftanın belli günleri değil, 24 saat hizmete açık. Aşağıda bu ilginç dünyayı çok kez ziyaret eden yakın dostlarımdan da edindiğim bilgileri sizinle paylaşmak isterim.

Turistik atraksiyonlar ulusların kişiliği açısından bu tip noktalarda çok önemli; yerli halk yanında hemen her turist buraları merakla ziyaret ediyor, tıpkı bir festival havası içinde ayrıcalıklı gözlemlerde bulunuyor.


Japon pazarlarının tipik özelliklerinden biri de bizim İstanbul ‘Mahmutpaşa Yokuşu’ndaki gibi esnafın melodik aksanlarla müşteri davet edebilmesi ve ziyaretçilerin belleğinde unutulmayacak izler bırakması.

Tek farkla ki, sunulan çeşit sayısı Japonya’da inanılmaz ölçülerde. Rengarenk çeşitli kimonolar, giysiler yanında yöresel lezzet ve şekerlemeler, akla hayale gelmeyen aykırı tatlar, bin bir çeşit deniz ürünü ve balıklar… Japonya’nın ‘Kyoto’, ‘Osaka’, ‘Okinawa’ gibi kent merkezleri ve civarında kurulan komple sabit pazarlar hep böylesi çeşit zengini merkezler halinde.

MODERN TOKYO’DAKİ HAZİNELER

Hemen ifade edelim; buradaki pazar yerlerinde sergilenen yerel giyim eşyaları yanında her türden balık, ‘suşi’ ve deniz ürünlerinin en taze türleri de bulunuyor. Klasik meyve ve sebzelerin yanısıra; tropikal yiyecekler, onlarca butik restoran, bijuteri satan büfe ve klasik dışı süpermarketlerin etrafında ayaküstü barlar da yer alıyor. Pazarın yan sokaklarındaki portatif formda geleneksel giyim mağazaları ise baş döndürücü çeşitleriyle dikkat çekiyor. Tokyo’yu ziyaret edenlerin özellikle ‘Taito-Ameyoko Açık Pazar Kompleksi’ni üç gün ayırarak görmesinde yarar var. Zaman zaman yükselen seslerden kendinizi başka bir alemde bulabilirsiniz. Fondaki müzikler ve ziyaretçilerin karmaşası size bir an bir rüyada olduğunuz hissini yaratabilir. Bu arada vakit bulursanız pazar bölgesinde dev gibi yükselen ilginç ‘Ameyoko Çenter Building’i de ziyaret etmeyi unutmayın. Lezzetler arasında ‘orijinal suşi’, ‘teishoku’, ‘kushiyaki ya da ‘yakitori’yi tadıp deneyimlerinizi ziyaret notlarınıza yazın. Gidip göreceğiniz yerler elbette bu tip alanlarla sınırlı değil; Japonya’nın başka bölge ve kentlerinde de yerel özellikleri öne alan çok ilginç pazaryerleri var.

‘Ameya Yokocho Pazar Bölgesi’ son derece uğultulu hareketli bir alan. Karakteristik mağaza ve dükkanlardan oluşuyor. Konuşmaların müziğini duymazsanız ve egzotik ürünler olmasa kendinizi bir an kent haline gelmiş dev pazarların birinde de sanabilirsiniz. Takı, mücevher, antika ve cilt bakımı mekanları da epey şaşırtıcı.

Balık pazarları ise yine Tokyo’nun beslenme kültürüne adanmış orijinal birer alan halinde. Burada en bilineninden hiç bilinmeyenine kadar yüzlerce deniz ürünü sergileniyor. Burası bir bakıma Japonya’nın beslenme konusundaki kültür mirası gibi. Çeşit bolluğu ve sürpriz deniz canlıları karşısında şaşırıp kalmamanız mümkün değil.

Son sözümüze gelince; şunu asla unutmamalıyız: Geçmişin mirası ile geleceğin hayallerini yansıtan yerler çoğu zaman eski ve karakteristik ‘komple’ pazaryerleridir. Bunları inatla ve titizlikle koruyabilenler kendi uluslarının tarihsel yaşamlarına da en önemli notu düşmüş oluyorlar. Unutmayın ki, yeni baştan bu bilinçle hareket edebilirsek benzer potansiyele her zaman biz de fazlasıyla sahip olabiliriz.

Nur Demirok




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir