‘Damla Sakızı’ üretiminde yeni girişimleri değerlendirin

SAKIZ ağaçlarının yetiştirilmesi konusunda Çeşme başta olmak üzere, Bodrum’dan Ayvalık’a uzanan sahil bölgemiz oldukça elverişli. Bugün ‘Damla Sakızı’nın anayurdu Anadolu’da sakız ağacı yok denecek kadar az. Bir mücevher kadar çekici ve bir o kadar da sağlığa yararlı bu ağaçlar acaba neden azaldı? Çeşme Yarımadası ve Ege sahillerindeki ilginç gösterişli ağaçlar tek tek yok olurken geçmişte adını ‘Sakız’ olarak koyduğumuz komşu bir ada (Chios) eskiden olduğu gibi bugün de sakız ağaçlarıyla dolu.


Çok değil, bir asır öncesine gidip yazılıp çizilenleri ve sosyal belleğimizde yer edinen gerçekleri hatırlayalım önce; ünlü ‘kenger’ sakızımız bir tarafa; ‘sakız’ deyince akla lezzeti ve aromasıyla ‘damla sakızı’ gelirdi. Şimdi bu süreç sakızın modern çağa özgülenen çeşidi ‘çiklet’ türlerinin çeşitleriyle yer değiştirdi. 1912’den önce Anadolu’nun bir uzantısı gibi duran Sakız Adası ile Çeşme’nin çoğu yerinde bulunan sakız ağaçları bir bütünü temsil ediyordu. Ne zaman ki ‘Kurtuluş Savaşı’ sona erip ordumuz ‘Dokuz Eylül’de İzmir’e girdi; işgalci Yunan ordusu kaçmaya başladı. Yarımadanın büyük bölümünü yakıp yıktı. Türk Ordusu ‘16 Eylül 1922’de Çeşme’yi düşman işgalinden kurtardı. Fakat sakız ağaçları dahil olmak üzere bu coğrafya büyük yıkıma uğramıştı.

Sınırlar yeniden çizilip Yunanistan’da kalan ‘Chios Adası’na bizim dilimizde Sakız Adası denmesine devam edildi. Bugün ‘Chios Adası’ damla sakızının; dolaysıyla da sakız ağaçlarının dünyadaki sayılı merkezleri arasında. Çeşme ve çevresinde kalmayı ve yaşamayı başaran bu eşsiz ağaçlar bugün biraz da yoğun yapılaşma nedeniyle bizde ancak parmakla sayılır hale geldi. Neyse ki, dikensi bitkilerden elde edilen Anadolu coğrafyasına özgü ‘kenger sakızı’ oluşan boşluğu bir ölçüde kapattı. Şu bu gerçek ki, kaynağı ne olursa olsun tüm doğal sakız türleri ‘çiklet’e değin uzanan küresel bir endüstrinin de doğup gelişmesine katkı sundu.

SAKIZIN HER TÜRÜ SAĞLIĞA YARARLI

Gelelim bu işin endüstri boyutuna: Sakızın tarihi epeyce eskiye dayanıyor. Sadece çiğnemek için değil, çene kaslarını geliştirmek yanında, koku ve tat algısını iyileştirmek için de asırlardan bu yana tüm kültürlerin vazgeçilmezleri arasında. Konu Amerika Kıtası’nın kadim yerlileri Aztek ve Mayalara kadar meraklı bir serüveni içeriyor. Onlar ağaçlardan elde edilen sakızlara ‘chictli’ adım vermişler. Aztekler ve Mayalar bu alışkanlığı ülkelerine gelen Ispanyol istilacılara da sonunda aşıladılar. İşte bu ifade modern zamanlarda ‘Chiclet’ (Çiklet)’e dönüşerek başlı başına bir lezzet ve keyif unsuru yarattı.

Sonra bu ilginç konu 1800’lü yılların sonuna kadar geldi ve seri üretim başladı. ‘Fleer Kardeşler’ adıyla ünlenen girişimciler adeta bir balon gibi ağız yoluyla şişirilen elastik bir sakız türünü geliştirdiler. Hoş kokulu yağları içeren sakızlar genellikle nane ve meyankökü özütü de içeriyordu. 1900’lerin başında piyasaya çıkan yeni tür sakızlar başka aromalarla kombine edilerek 1930’larda ‘Chiclets’ adıyla tanınmaya başladı ve tüm dünyaya yayıldı. Bizde de ‘çiklet’ adıyla tanınan ürün grubu günümüzde de yeni aromatik katkılarla popülaritesini sürdürüyor.

Günümüzde çoğu sakız (ya da çiklet) sadece bir alışkanlığı yansıtmıyor, içine büyük duyarlılıkla eklenen belge ve ruhsatlarla belgelenen anti-mikrobik maddelerle de sağlığa yararlı oluyor. Geçen hafta da bahsetmiştim; seçilmiş bitkisel katkılar bazı virüs türleri de dahil olmak üzere çoğu hastalıkların yayılmasını bir ölçüde önlüyor, sağlık bazlı yenilikleri ortaya çıkıyor. Çiklet, tükürük salgısını arttırıyor, sindirim sistemini uyarıyor, beynin daha fazla tokluk hissi üretmesini sağlıyor.

Çikletlerin ve dolaysıyla doğal sakızların bir başka yararı da bazı bitkisel orijinli katkılarla takviye edildiğinde sanki bir hijyen ürünü gibi davranması. Hem aroma veriyor, hem de başlangıçta katılan yararlı maddelerle olumlu bir alışkanlığa yol açıyor. Bugün doğal meyve özleriyle de tamponlanan çiklet ve diğer sakız türleri ise bazı hastalıklardan koruyor, kolesterolün dengelenmesine kadar yeni sağlık araştırmalarına konu oluyor. Yeni nesil çikletlerin ilk örneklerini de Japonlar dünyaya sunma hazırlığı içinde. Limonen maddesi ile vitamin katkılı çikletler şimdi daha fazla ilgi görüyor.


YETİŞTİRİCİLİKTE LİDER OLABİLİRİZ

Tüm bunlardan sonra konumuzun başlığına dönersek şunu görüyoruz: Damla sakızının yerini doldurmak kolay olmasa da sakız türlerinin çoğalmasını girişimciler açısından bir şans olarak görüyoruz. Dünyada birçok markette ve sağlık mağazalarında doğada kolayca çözünebilen (biodegradable) ve sentetik polimer içermeyen doğal bazlı sakızlar yer almaya başladı. Bu eğilim hem insan sağlığı, hem de doğanın ekolojik dengesi açısından çok avantajlı. En başta yine damla sakızı var.

Yukarda bahsettiğimiz Ege bölgesine özgü bu sakız gerçek bir sağlık iksiri aynı zamanda. Ancak tarihsel olarak baktığımızda her kültürün kendine özgü sakız çeşitlerinin olduğunu bugün de görebiliyoruz. ‘Chicle’ yani çiklet sözcüğüne ismini veren doğal sakızlardan yukarda kısmen bahsettik. Detay vermek gerekirse bu sakızlar özellikle Orta Amerika Bölgesi ve çevresinde yetişen ‘Sapodilla’ adındaki bir yağmur ormanı ağacının özsuyundan da elde edilmekte. Bu familyaya bağlı ‘Manilkara’ türü ağaçların hepsinden bugün doğal sakız üretilebiliyor.

Mavi çam ve şeker çamı reçinesi özellikle birçok Kuzey Amerika Kızılderili kültürlerinde bolca kullanılıyordu. Aslında dünyanın birçok bölgesinde çam ve çam familyasına bağlı ya da çölde yetişen çalı cinsinden bitkilerin reçineleri de doğal sakız sayılabiliyor. Ama en önemli tür elbette yine damla sakızı! Sonuç olarak, dünyanın en ilginç bölgelerinden biri olan Ege’de özellikle ‘Bodrum, Çeşme ve Ayvalık’ hattında sakız ağacı yetiştiriciliğini biz yeniden başlatabiliriz.

NUR DEMIROK




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir