Dilek Hanif kadın iş gücüne destek olacak

ÇOK küçük yaşlarda moda dünyasına adım atan Dilek Hanif adını ilk olarak 1991 yılında İstanbul Osmanbey’de açtığı mağazasıyla duyurdu. Tasarımlarında sade ve bir o kadar da şık parçalara yer veren Hanif, hem haute couture hem de hazır giyim üretimi yapıyor. Koleksiyonlarında Osmanlı motifleri ve el işçiliğine yer vererek yurtdışında ülkemiz kumaşlarının tanıtılmasını sağlıyor. Pandemide satışların yüzde 75 oranında düştüğünü söyleyen Hanif in şimdiler de yeni bir hedefi var. O da ev tekstili ürünlerine üzerine yoğunlaşmak. Anadolu kültürünü dünya modasına taşımayı başarmış olan Dilek Hanif ile bugünlere nasıl geldiğini, yeni işbirliklerini, hedeflerini, bu yılın öne çıkan renklerini ve genç stilistlere önerilerini konuştuk…

İş hayatına ne zaman başladınız? İlk işiniz neydi?

Beş yaşından beri bu sektörün içindeyim. Annemin butiği vardı, erkek kardeşim ise fason imalat yapıyordu. Yaz tatillerini hep annemin mağazasında geçirirdim. Çok küçük yaşlardan beri kendime ait bir tarz ve marka oluşturmayı hayal ettim ve 1991 yılında İstanbul Osmanbey’de atölyemi kurdum. O zamanlar 80 parçadan oluşan günlük koleksiyonlar hazırlıyordum, ilk başlangıcım bu şekildeydi.

Adınızı nasıl duyurdunuz?

İlk açılışım Osmanbey idi. Sonrasında insanların beni bulması için CNR’ın fuarlarına katıldım ve bu sayede çok fazla müşterim oldu. Hazır giyimde ilk başta 100 metrekarelik küçük bir yerden, sonra karşı daire ve üst kat derken 400 metrekareye ulaştık. Körfez krizi döneminde ürün verdiğim birçok yerden ödeme alamadığım için hazır giyimi minimuma indirdim ve bir müddet az sayıda mağazayla çalıştım. Hülya Avşar Shovv’a tasarladığım gece kıyafetleri çok beğenildi ve talep gelmeye başladı. İnsanlar beni bulup gece kıyafeti dikmemi istediler. Bir müddet her iki işi de yaparak Teşvikiye’deki yerime taşındım. Burada az miktarda hazır giyim ile ağırlıklı olarak kişiye özel haute couture alanında ilerledim. İlk defilemi 2002’de Aya İrini’de yaptım. Bu defileden sonra eğer haute couture’de yol alacaksam bunun asıl yeri olan Paris’e gitmeliyim ve işimin imtihanını orda vermeliyim dedim. 2004’te ilk Türk tasarımcı olarak Paris’e gittim. Couture da uzun yıllar devam ettim. Son altı yıldır tekrardan hazır giyime bir dönüş oldu ve şu an da ikisini bir arada yapıyorum.

Kaç mağazanız var? Yurtdışında faaliyetleriniz var mı? İhracat yapıyor musunuz?


Aslında hazır giyime geçiş sebebim markalaşmaktı. Coutur’de kaldığınız zaman kişiye özel oluyor. Bir zaman sonra marka yok olup gitmeye mahkum. Bu yüzden hazır giyimi tekrar gündeme getirdim.

Çünkü koleksiyon yapıp yurtdışına götürebiliyor, Paris ve ABD’deki fuarlara katılabiliyorsunuz. Hazır giyim koleksiyonlarımız bir ara 26 ayrı noktada satılıyordu. İtalya, Almanya, Ortadoğu ülkelerinde satılıyordu. Fakat son zamanlarda pazarların küçülmesiyle ihracatımız yarı yarıya düştü. Online satışlarımız ise devam ediyor.

Online’da satışlar nasıl? Pandemi sürecini nasıl geçiriyorsunuz?

Yeni bir koleksiyon yaptık ve daha çok yöresel kumaşlar tercih ettik; el dokuması, tezgah kumaşları gibi. Sadece pandemi dönemi için yapmıştık; stoklu bir ürün değil. Bunu yaparken tezgahta yapılan ürünleri tekrar gündeme getirmeyi ve biraz olsun katkı sağlamayı hedefledim. Siparişe göre yapılıp müşteriye gönderiliyor. Talep var ama çok fazla insan alışveriş modunda değil.

Doğal olarak bu süreci yönetirken küçüldük. îlk başlarda fuarlarda satışlar çok iyiydi. Sonrasında Suudi Arabistan’la olan problem bizi de etkiledi. Müşterilerin hepsi bir anda siparişi azaltmaya başladılar. Avrupa’da da ekonomik kriz çıktı.

Paris’teki son fuara koleksiyon yolladık ama neredeyse hiçbir stylist gelmediği için online’dan fazla sipariş alamadık.

Halihazırda kaç marka ile işbirliğiniz var?

Günlük hazır giyimde Gizia Gate ile var.

Gece kıyafeti, abiye hazır giyimlerimizi ihraç ediyoruz. Onlarda Al Tayer Group alıcımız. Ayrıca Oasis adlı sitede online satışımız var. Aslında mevcut şartlara göre halimizden memnunuz.


Özellikle kullanmayı tercih ettiğiniz, olmazsa olmaz dediğiniz kumaş türleriniz var mı?

Biz coutur’de ağırlıklı olarak saf ve ipek kumaşları, yüzde 100 yünleri, ketenleri ve doğal kumaşları kullanıyoruz. Kullandığımız kumaş koleksiyona göre değişiyor. Couture kişiye özel olduğu için müşterilerin isteği üzerine kaliteli kumaşları tercih ediyoruz. Ancak hazır giyimde durum farklı. Bütçe olarak belirli bir fiyat standardını tutturmak zorundayız. Hazır giyim kumaşlarında içine sentetik kumaş karışmış olanlar da kullanılıyor. Çünkü hazır giyim müşterisi coutur’daki gibi fiyatına bakmadan alışveriş yapan müşteri grubu değil. Sentetik demişken açıklık getireyim; yüzde 100 sentetik kumaş ve polyesteri çok olan kumaşları fazla tercih etmiyorum. Doğal kumaşlarla çalışmam da zaten bu noktada ortaya çıktı.

Doğal kumaşlar derken…

Kendi ülkemizde ve kendi tezgahlarımızda yapılan, doğaya hiçbir zararı olmayan kumaşlar… Yünü hayvandan kırpıyorlar, yıkıyorlar çeşitli işlemlerden geçiyor. O yün yüzde 100 saf. Doğal boyalarla boyanıyor. İnsanlar bunları keşfetsin bunlara yönelsin diye bu tarz kumaşlara ağırlık verdik. Daha çok yeni ama inanıyorum ki böyle doğal ürünler gardıroplarımıza girecek, insanlar bu tarz ürünlere daha çok sahip çıkacak. Buradan hareketle Anadolu’nun unutulan kumaşlarını öne çıkarmayı planladım. Mesela ehram… Erzurum’da yapılan yüzde 100 yün bir kumaş. Kadınlar yıllarca bunu Erzurum’un soğuğunda üretip kullanmışlar. Şimdi bunu kullanmamak çok yazık. Hem de bu girişimimizle hem doğa kirlenmiyor, hem el sanatlarımız yok olmuyor hem de kadın iş gücünü ön plana çıkarıyoruz.

Kendi tasarım tarzınızı nasıl ifade ediyorsunuz?

Dilek Hanif in son derece sade ama bir o kadar iddialı bir tarzı var. Hiçbir zaman çok fazla detayı bir arada kullanmayı sevmem. Senenin trend renklerini seçer ve olabildiğince yumuşak renkler kullanırım. Dilek Hanif kadını gündemi yakalayan ama bir o derece de sade ve zariflikten ödün vermeyen bir kadın olmalı.

Türkiye’deki moda ve tasarım sektörü konusunda neler düşünüyorsunuz?

Ülkemiz tekstilde gittikçe daha iyi noktalara gelme potansiyeline sahip. Konum olarak bakıldığında çok güzel bir yerdeyiz. Ayrıca bu konuda çok geliştik. Benim ilk hazır giyime başladığım yıllarda Türkiye fasoncu bir ülkeydi ve tasarım diye bir şey hemen hemen hiç yoktu. Yurtdışından model alınır, burada aynısı yapılırdı. Vitrinlerin hepsi taklit ürünlerle doluydu. Zaman içerisinde tasarım kavramı adım adım gündeme geldi. Tüm tekstil sektörü hükümetin de desteği ile önemli bir hale geldi. Bugün Türkiye tasarımda çok güçlü ve çok güzel tasarımcılar yetiştiriyor. Tekstil tasarımında birçok üniversitede bölümler açıldı. Türkiye’yi gelecekte tekstil alanında güzel yerler bekliyor.

Ufukta yeni projeler, işbirlikleri var mı?

Şu dönemi atlattıktan sonra ev tekstili ile ilgili bir çalışma yapmak istiyorum. Kıyafetlerimizde, tasarımlarımızda, günlük giyimdeki çizgiyi ev tekstilinde de kullanmak istiyorum. Yılda iki defa ana koleksiyonlar yapıyorduk; onları yapmamayı planlıyorum. Çünkü dünyanın özellikle tekstilde kesilmez hızının sonuçlarını görüyoruz. Bu kadar hızlı olmamamız bu kadar çok tüketmememiz gerektiğini düşünüyorum. Onun dışında ihracatçı birlikleriyle kumaş yarışmaları, ortaya çıkan kumaşların günümüze uyarlanması ve bunlardan koleksiyon oluşması ile ilgili çalışmalar olacak. Tüm bunların yanında couture ve hazır giyim de devam edecek.

 

MERVE YILMAZ




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir