Londra’da ona “Şanslı Lokantacı” diyorlar

Onun öyküsü Anadolu’da fakir bir köyde başladı. Azmi ile dünyaca tanınan bir isim oldu. Londra’da ona “Şanslı Lokantacı” diyorlar. Sofra lokantalarının sahibi Hüseyin Özer, başarısının sırrını anlattı…


LONDRA’DAKİ Sofra restoranlarının sahibi Hüseyin Özer’dir. İsmi büyük bir hayat macerasını ve pek çok başarıyı içinde barındırıyor ama onun ruh hali hala köyünden yeni çıkmış bir çocuk gibi. Ona son yıllarda “Şanslı Lokantacı” diyorlar. Oysa onun hayat öyküsü Tokat’ın Reşadiye ilçesinde bir şansızlık öyküsü gibi başlamış. Ailenin istenmeyen çocuğu olarak daha küçük yaşlarda İstanbul’a gelmek zorunda kalmış. Geçtiğimiz günlerde bir Londra seyahatimde onunla sohbet etme fırsatı buldum. Güzel ve önemli mesajlar verdi. Keşke bu yazıda Sofra’nın yemeklerinin tadım da aktarmak mümkün olsaydı.

Niye size “şanslı lokantacı” diyorlar?

Tüm lokanta sahipleri yemeklerini gelip’ bende yiyorlar. Bunların hepsi ünlü, en lüks yerlerin sahipleri. Burada yeme-içme sektörü İngiltere’nin üçüncü sanayisi olarak tanımlanıyor. Kendi restoranlarında ayda bir yemek yiyorlar ama benim restoranıma yemek için sürekli geliyorlar. Çünkü benim yemeklerim lezzetli, her zaman yenilebilen, diyete uygun yemekler. Önceleri kebap yapıyordum. Fakat kötü örnekler yüzünden değeri ve itibarı o kadar düştü ki, bırakmak istedim. O dönemde Osmanlı coğrafyasının yemeklerini yapmaya başladım. Bütün coğrafyalardan aşçılar alıp mutfağımda çalıştırdım. Kendim de Türk yemeklerini geliştirdim. Hiçbir zaman başka yemek yapmadım. Osmanlı coğrafyasının yemekleri Türk yemekleridir. Bunları yaparken günün sağlıklı yemeklerini geliştirdim.

Sofra lokantaları

Bütün yemekleri tekrar nasıl yorumluyorsunuz?

Zeytinyağlı yemeklerden sıcak yemeklere, pidelere her şeyi yorumluyorum. Kobay olarak kendimi kullanıyorum. Allah vergisi güçlü bir damak tadım var. İkna olmazsam o yemeği müşterime servis etmiyorum. Herkesin seveceği tatları çıkarıyorum, bu yemeklerden uzaklaşmadan. Ben Fransız, İtalyan yemeklerini çok sevmem; soslu olmaları hoşuma gitmiyorum. Süslü ve soslu yemeklerden uzak duruyorum. Az para kazansam da doğru tadı sunmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Ben iş adamı değilim. Mutfak tatları sunuyorum.

Benim lokantam aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin evidir. Biz onun temsilcisiyiz. Ben bir köylü çocuğuyum ve bu işin okuluna gitmedim. Burada kendi köyümün servisini yapıyorum. Okuluna gitmediğim için de doğalım…

Sofra adeta bir kulüp gibi, herkesin buluşma noktası…

Burada îngilizleri bile birbirine tanıştırıyorum. Beni tanıştırırken “Türk lokantacı” derler ama parantez açarak “Kebapçı değil” derler. Kebapçı olmak İngiltere’de adeta bir küfür gibi. Kalitesiz, sahtekar, işini doğru ve düzgün yapmayan gibi kelimelerle eş anlamlı tutuluyor. Birisi hata yapsa, örneğin futbolcu golü kaçırsa kebap yemiş derler. Bu konuda Arap ve İranlıların imajı iyi ama Türklerinki maalesef kötü.


Londra’da pek çok yeni Türk restoranı açılıyor. Onlar için ne diyorsunuz?

Londra’da son açılan Türk restoranları iyi paralarla açılıyor. Çok masraf yapıp iyi dekorlar yapıyorlar ama yemeklerini buranın yabancıları yapıyor. Yabancılara Türk yemeği yaptırıyorlar. Türkiye’deki önemli şefler de pek Türk yemeği yapmazlar. Buralarda hiç yapmazlar. Çünkü uluslararası alanda Türk yemeği yapmayı aşağıda görüyorlar. Türk yemeğini geliştirenlerin sayısı çok az. Çok şef var ama Türk yemeği üzerine uğraşanların sayısı çok az. “Ben kebapçı mıyım, fasulyeci miyim” diyorlar. Benim restoranımda Türk yemeğini sadece İngilizler değil dünyanın pek çok ünlü ismi gelip yiyor. Parti liderleri, kraliyet ailesi gelip burada Türk yemeklerini yer. Başardıysam bunu başardım.

Sofra’nın olduğu bölgelere hareket getirdiğinizi duyduk…

Açtığım yerde çekim noktası haline geliyorum. Dünyanın hiçbir şehrinde böyle başka bir Türk markası yok. Türk yemeğini tekrar ele alan ilk İsimim. İzmir’de nasıl ilk kurşun atılmışsa, ben de Türk mutfağı için aynısını yaptım. Bu yolda şehit olmaya hazırım. Öncü isimler olmadan olmuyor. Arkası gelecektir…

Sofra İstanbul’da neden olmadı?

Karaköy’de Sofra açmıştım. Ama talihsizlik oldu. Bir üçüncü ortağımız vardı onun tarafından dolandırıldığımızı anladık. Diğer ortak ise benim arkadaşımdı. Aldatıldığımızı anlayınca ismimi alıp çıktım oradan.

Benim olmadığım yerde yemeğim de ismim de olmaz dedim. Herkes yemekleri çok sevdi. Bloggerlar, yemek yazarları çok başarılı buldu. Hatta yurtdışından Türk yemeği geldi dediler. Belki yine bir gün geliriz.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir