Salgından Etkilenen Altı Büyük Sektör

KORONAVİRÜS yada yeni adıyla Covid-19 (Corona Virüs Disease – 2019), neredeyse bütün ülkeleri kırıp geçirirken ABD’de Çin aleyhine açılan tazminat davalarının parasal karşılığı 20 trilyon doları geçti. Çin’in bu virüsten haberi olduğu ama sakladığı, bu yüzden hastalığın yayıldığı ileri sürüldü. Amerikan dergisi “US News and World Report” da, irili ufaklı binlerce şirketin zarara uğradığını, bu şirketlerin Çin’den milyarlarca dolar tazminat alması gerektiğini yazdı. Şimdi iş dünyası, bu salgın karşısında neler yapıyor, sektör sektör inceleyelim:

GIDA

Bu sektörde lojistik kelimesi çok önemli. Aslında askeri bir terim. Orduya yiyecek içecek tedarik edilmesi, haberleşme ve sağlık hizmetlerinin sunulması, lojistik biriminin işi. Aynı tanımlamayı sivil hayat için de yapabiliriz. Çinli askeri teorisyen ve filozof Sun Tzu (MÖ 544-496), “Düzen ve düzensizlik arasındaki çizgi, lojistikte yatar” der. Günümüzde ise askerler. “Amatörler taktik konuşur, profesyoneller lojistik çalışır” görüşünü ileri sürer. Süpermarketler, salgın paniğinden kaynaklanan aşırı alımlarla başa çıkacaklarım düşünüyordu. Ama ABD ve İngiltere gibi sanayileşmiş ülkeler bile zorlandı. Süpermarket rafları boşaldı. Bu kez de alışveriş alışkanlıklarının normale döneceği konusunda emindiler, öyle de oldu. Uç hafta önce tuvalet kağıdı kuyruğuna giren tüketici, bugün marketlerde tuvalet kağıdından oluşmuş yığınları görüyor. Ne yazık ki hiç tüketilmeden çöpe atılmış yiyecek paketleri de görüyor. İyi haber; hükümetler, zorunlu ihtiyaç maddelerinin akışını aksatmamak için çalışıyor.

SAĞLIK

Koronavirüsün sağlık sektörüne ne kadar büyük bir yük olduğu ortada. Amerikan “The New York Times” gazetesi, bu hastalığın, ülkelerin sağlık hizmetlerine milyarlarca dolar külfet yükleyeceğini, bu yüzden de gelecek yıl sağlık sigortası primlerinin en az yüzde 40 oranında artacağını yazdı. Sağlık planlarının ve bütçelerinin bu yılın başında belirlendiğini hatırlatan gazete, koronavirüs sonrası planların da bütçelerin de altüst olduğunu, pek çok ülkenin sağlık hizmetlerinde iflas noktasına geldiğini belirtti. Gazeteye göre, medikal maliyetlerde yüzde 3-4 arası bir artış, sistemi zorlamaz. Ama yüzde 10-12’lik artış, sağlık sigortası yapan, tıbbi malzeme üreten, bakım hizmeti veren şirketleri, iflasa bile götürebilir. Bu salgında, sadece ABD’de 1.2 trilyon dolarlık ek yükten söz ediliyor.

HAVACILIK

Havacılık derken, hem uçak ve diğer hava araçları imal eden şirketlerle bu araçları ulaşım hizmetinde kullanan ülke ve özel şirketleri birbirinden ayırmamız gerekiyor. Ama sonuçta her iki kesim de zor durumda. Seyahat kısıtlamaları, elbette önce havayolu şirketlerini sarstı. Yolcu yetersizliği yüzünden uçuşlar ya iptal edildi ya da uçaklar, bazı anlaşmalar gereği boş sefer yapmak zorunda kaldı. Sadece yolcu değil, kargo nakliyatı da felç oldu. Mart ayında Pasifik Okyanusu üzerinden yapılan uçuşlarda kargo nakil maliyetleri üç kat arttı. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği 1ATA (International Air Transport Association), 4 Mart günü yaptığı tahminde sektörün 30 milyar dolar zarar edebileceğini açıklarken aynı kurum 24 Mart’ta bu tahminini 200-250 milyar dolar aralığına kadar çıkardı. Yolcu uçağı işletmecileri on binlerce işçi çıkarırken Airbus (Avrupa), Boeing (ABD), Bombardier (Kanada) ve Embraer (Brezilya) gibi üretici şirketler, üretimlerini yavaşlatmaya başladılar. Uçak siparişlerinde de keskin bir düşüş görüldü.

OTOMOTİV

Koronavirüs, motorlu araç fabrikalarını da kapattı. En büyük darbeyi, dünyanın en büyük otomobil piyasası olan Çin aldı. Ülkede otomobil satışları yüzde 92 oranında düştü. Virüsün çıktığı yer olarak bilinen Wuhan kenti, Çin’de “motor city” olarak tanınıyor. General Motors, Honda, Nissan, Peugeot, Renault gibi devlerin fabrikaları kapandı. Wuhan, Çin’in otomobil yapım kapasitesinin yüzde 10’unu temsil ediyordu ve yılda 2 milyon 240 bin motorlu araç üretiyordu. Virüs yayıldıkça diğer otomobil fabrikaları da kapılarına kilit vurdu. Volkswagen ve Tesla, üretimlerini bilinmeyen bir tarihe erteledi. Domino etkisi, Çin’le sınırlı kalmadı. Hyundai ve Kia, Güney Kore’de üretim bantlarını durdurdu. Land Rover ile Fiat Chrysler de vitesi boşa aldı.

TURİZM

Şüphesiz, en büyük zararı turizm sektörü gördü. Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi WTTC (World Travel and Tourism Council), küresel olarak 50 milyon iş gücü kaybı olacağını ileri sürdü (30 milyonu Asya’da, yedi milyonu Avrupa’da, beş milyonu kuzey ve güney Amerika’da, geri kalanı Afrika ve Avustralya’da).


Her ay Avrupa’dan ABD’ye 850 milyon kişi seyahat ediyordu. Sadece ABD’nin aylık zararı 3.4 milyar doları buluyor. En kötü Asya’nın etkileneceğini kaydeden konsey, salgın bitse bile turizmin on aydan önce kendine gelemeyeceği görüşünde (Küresel gayrisafi hasılanın yüzde 10’unu turizm oluşturuyor). Dünya geneline dağümış binlerce turist, seyahat kısıtlamaları yüzünden, bulundukları ülkelerde mahsur kaldı. Evlerine dönmek için uçaklarda yer bulabilen şanslı yolcular için havaalanlarında “kendi bagajını kargoya kendin ver” (self bag drop) hizmeti yaygınlaştı. Aslında bu, dört-beş yıllık bir uygulama. Uçağa kabul (check in) işlemi yapmış yolcu, güvenliğe gitmeden önce bavullarını görevli olmadan banda koyup uçağa gönderebiliyor.

İLETİŞİM / BİLİŞİM

Bu salgın, 15 yıl önce çıksaydı ne olurdu, hiç düşünmüş müydünüz? 2005 yılına geri dönelim. Dünya nüfusunun sadece yüzde 15’i bilgisayar kullanıyordu (Bugün bu oran, pek çok ülkede yüzde 90-98 arası). Sosyal medya diye bir şey yoktu. Facebook bir yaşındaydı ve sadece üniversite öğrencileri arasında revaçtaydı. YouTube, o yıl doğmuştu. Twitter, bir sonraki yıl gelecekti. Instagram ve Whatsapp henüz düşünülmemişti bile. Hele hele Apple’ın akıllı telefonları piyasaya sürmesine iki yıl vardı. Masaüstü bilgisayarlarıyla internete girebilen kullanıcılar, şanslı sayılırdı. Modemleri aracılığıyla bir telefon numarası çevirir, ağa bağlanmayı beklerlerdi. Internet üzerinden alışveriş, yüzde 2 gibi küçük bir pay oluşturuyordu. Günümüzde salgına karşı alman tedbirler, yapılan ikazlar, verilen bilgiler, uyulması gereken kurallar dahü her şeyden haberimiz oluyor. Doktorların tavsiyelerini herkes öğrenebiliyor. Hastaneler, bilgi ve tıbbi malzeme alışverişinde bulunabiliyor. Başına bu hastalık gelmiş kişilerin deneyimlerinden kendimize ders çıkarabiliyoruz. Akıllı telefonlarla istediğimiz alışverişi yapabiliyoruz.

Dedikodu ve yalan haber yayan kötü niyetli kişiler hariç, daha kolay, daha kapsamlı organize olabiliyoruz. 2005’te bu salgın, çok daha kötü olabilirdi.

ALEV RIGEL




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir