Sermaye Şirketimi Kuralım, Şahıs İşletmesimi Olalım?

Prof. Dr. Volkan Demir

Bu ayki yazımızda girişimcilerin iş kurma aşamasında en fazla sordukları sorulardan birini tartışmaya çalışacağız. İş kurarken sermaye şirketi olarak mı yoksa şahıs işletmesi olarak mı faaliyete devam etmeliyiz? Baştan şunu belirtelim bu sorunun doğru cevabı her girişimci için farklı şekilde olabilecektir. Bizim amacımızı her iki durumun da olumlu ve olumsıiz yanlarını ortaya koyup -girişimcilerin bu konuda fikir edinmelerini sağlamaktır. Konuyu birkaç boyutuyla birlikte ele almaya çalışacağım. Birincisi hukuki boyutu, İkincisi vergisel boyutu, üçüncüsü finans kuruluşları ile ilişkiler, dördüncüsü de ticari sınırlar konusu.

Hukuki Boyut

Girişimcinin şahıs işletmesi ya da sermaye şirketi olarak faaliyetlerini sürdürme seçeneği hukuken farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Eğer bir girişimci şahıs işletmesi olarak ticari faaliyetine devam etmek isterse, ticari işletme olarak bu faaliyeti yapabilmektedir. Ticari işletmenin sahibi genellikle gerçek kişidir. Ticari işletmedeki bu gerçek kişiye tacir adı verilmektedir. Tacir, ticari işletmesinin tüm borçlarından kendi mal varlığı ile sınırsız sorumludur.


Ancak girişimci sermaye şirketi kurduğunda faaliyetlerinin şirket tüzel kişiliği altında devam ettirebilmektedir. Bu durumda tacir sermaye şirketinin kendisidir. Uygulamada en fazla öne çıkan sermaye şirketi şekli limited ve anonim şirkettir. Yeni Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile birlikte limited ve anonim şirketler arasındaki fark uygulama açısından azaltılmıştır ama yine de farlılıklar vardır.

Anonim şirkette, şirketin kamu borçlarından ötürü ortaklar değil Yönetim Kurulu sorumludur. Limited şirkette ise şirketin kamuya olan borçlarından dolayı şirket ortakları payları oranında sorumludurlar.

Yeni TTK’nın yürürlüğe girmesi ile limited şirketlerde anonim şirketler gibi hisse senedi çıkarabileceklerdir.

Kuruluş sözleşmelerinde her iki şirket türü arasında önemli bir fark mevcuttur. Limited şirketlerde ortaklar esas sözleşmede kendi aralarındaki ilişkileri düzenleyebilmektedir. Ancak anonim şirketlerde ortakların ana sözleşme ile kendi aralarındaki ilişkileri düzenlemeleri söz konusu değildir.

Şirketler açısından hukuken mevcut olan fakat bu zamana kadar uygulanmayan sermaye şirketlerinde kamu denetimi de hem Yeni TTK’da hem de ikincil mevzuatta yerini bulmuştur. Buna göre tüm sermaye şirketleri Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın denetimine tabidir. Bu denetim şahıs işletmelerinde mevcut değildir. Bu denetim sermaye şirketlerinde çok kapsamlıdır. Bakanlık istediği takdirde şirketin ticari ilişkide olduğu diğer şirketlerden de belge ve bilgi isteme hakkına sahiptir.

Ayrıca Yeni TTK ile tüm sermaye şirketlerine bağımsız denetim gelmişken, bu durum yapılan bir değişiklikle bağımsız denetime tabi şirketler Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenecektir. Bugün için hangi şirketlerin bağımsız denetime tabi tutulacağı hala belirsizliğini korumaktadır.

Ticari hayatın sonlandırılması işletmenin tasfiyesi anlamını taşımaktadır. Şahıs işletmelerinde tacir gerçek kişi olduğundan tasfiye çok daha kolaydır. Ancak sermaye şirketlerinde tacir tüzel kişilik olduğundan tasfiye süreci hem zahmetli hem de süreç alan bir durumdur.

Vergisel Boyut

Ülkemizdeki vergi kanunları açısından gerçek kişiler Gelir Vergisi Kanunu’nagöre vergilendirilmektedir. Limited ve anonim şirketler ise sermaye şirketleri olmaları nedeniyle Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre vergilendirilmektedir.


Gelir Vergisi mükellefi bir şahıs işletmesinde vergi hesaplanırken şahsın tüm gelirleri üzerinden tek bir beyanname verilmektedir. Yani şahıs ticari faaliyetlerinin yanı sıra, kira, ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı, değer artış, arizi kazanç gibi gelir unsurları da varsa bunları da beyan edip birlikte vergisini ödemek zorundadır.

Yine Kurumlar Vergisi mükellefi bir şirkete ortak olan gerçek kişinin dağıtılan kardan aldığı kar payı belirli tutarları aşmadığı sürece ve başkaca bir gelir unsuru yoksa beyanname vermek zorunluluğu bulunmamaktadır.

Ortağın eline geçen kar tutarı ve şirketin ödediği stopaj toplamının yarısı her yıl değişen Menkul Sermaye İradı beyan sınırını aşıyorsa (2012 yılı için 25.000.-TL) ortak tarafından ayrıca Gelir Vergi beyannamesi ile beyan edilip, vergi dilimine göre vergilendirilir. Şirketin kestiği stopaj hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir.

Şahıs İşletmesi ve Gelir Vergisi: Şahıs işletmesi sahibi Ticari/Zirai/Mesleki Kazançları ve diğer gelirleri üzerinden vergilendirilmektedir. Bu kazançlar artan oranlı vergiye tabi tutulmaktadır. Vergi oranları % 15 ile % 35 arasındadır.

Şirket ve Kurumlar Vergisi: Sermaye Şirketlerinde kurumlar vergisi oranı % 20’dir. Şirketlerin vergiye tabi kazançları üzerinden hesaplanan kurumlar vergisi ilk aşamadaki vergi olup, eğer şirket kar dağıtırsa ortaklar belli miktarların üzerindeki kar payları için ayrıca Gelir Vergisi’ne de tabi tutulmaktadır.

Finans Kuruluşları ile İlişkiler

Finans kuruluşları ile ilişkiler açısından şirket olarak faaliyette bulunmak şahıs olarak faaliyette bulunmaktan daha prestijlidir. Ancak teminatlandırma aşamasında şirketin teminatlarının yetersiz kalması, üretim hacmi, çalışan sayısı, ciro ve diğer unsurları çok yüksek olan bir şirketin bilançosunun çok zayıf olduğu ya da güvenilir olmaması durumlarında finans kuruluşları ortakların şahsi teminatlarını da isteyebilmektedir. Bu durumlarda ortaklar şirkete yeteri kadar varlık koymamışlar veya varlıkları kendi şahısları üzerinden şirkete kullandırıyorlar yorumu yapılabilmektedir.

Ticari Sınırlar

Yasal olarak bir engel olmamasına rağmen özellikle yurtdışı ile iş yapacak, ihracat ve/veya ithalat potansiyeli olan işletmelerin sermaye şirket olarak faaliyetlerine devam etmeleri yurtdışındaki güvenilirlikleri ve iş yapabilirliklerini olumlu etkileyecektir. Hatta birçok yabancı firmanın Türkiye’de işletmelerle bayilik, isim hakkı gibi anlaşma yapmaları için ön şart sermaye şirket olarak faaliyetini sürdürmesi olabilmektedir.

Aslında sermaye şirketi kurma ve faaliyetlere sermaye şirketi olarak devam etme işletmenin sürekliliğinin olabileceğinin bir göstergesi kabul edilmektedir.

Sonuç olarak tüm bu açıklamalar her işletmede ve her ticari faaliyette farklılık gösterebilmektedir. Girişimcilerin bu durumu hukuk müşavirleri ve mali müşavirleri ile iyi değerlendirip faaliyetlerine devam etmelerinde fayda vardır.

Ülkemiz ekonomisinin dünyada ilk 10 ekonomi arasına girebilmesi için küçük ve orta ölçekli işletmelerin faaliyet hacimlerinin ve ekonomik değerlerinin yükseltilmesi gerekmektedir. Bunun yolu da girişimcileri bilinçlendirmek ve sürdürülebilir bir ekonomi için sürdürülebilir ve büyüme potansiyeli olan işletmeleri desteklemektir.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir